KALEMDAR 9. SAYI



KURUCU
Mirac Ali TAŞ 
Zehra ULUBABA 


EDİTÖR 
İklil Naz AVCI
Zehra TURKAY 
Zehra ULUBABA



FOTOĞRAFLAR 
Esma ALAN 
İkbal Rana BOZKURT
Melike GÖKDUMAN 
Merve AKDUMAN 
Muhammed Baran ASLAN 
Tesnim ÇELİK
Yaren KASIMOĞLU
Zehra ULUBABA 


YAZARLAR

Derya TURKAY
Ergül ERDEM
Fatma Şimşek
Hakan ÖZTÜRK
Hızır İrfan ÖNDER
İbrahim ŞAŞMA
Mehmet Ali YILMAZ
Muhammed Batuhan YELİ 
Oğuzhan GÜNEŞ
Osman AKÇAY
Sultan GÖLCÜK
Zehragül GÖLCÜK
Zehra TURKAY
Zehra ULUBABA


KAPAK TASARIM

İklil Naz AVCI 
Zehra ULUBABA

İLK BAHARIM 

En sevdiğim mevsimdir sonbahar.
Çünkü bazı sonbaharların, kimilerinin ilk baharı olduğunu gösterir bana.
Tıpkı sonbaharda hayata gözlerini açan benim gibi.

Mevsimler her insan için aynı anlamı ifade etmez.

Her zaman kapkara bulutlarla doğmaz hüzünler.
Bazılarımız için güneşli bir bahar gününün ferah rüzgârında eser.

Kiminin buz gibi bir kış gününde sımsıcak olur yüreği.
Kimileri de şarkılarda bahsedildiği gibi ağustosta üşür.

Hayat böyledir.
İki gözüyle bakar ona herkes ama binlerce farklı görüntü ortaya çıkar zihinlerimizde.

İyi ki de böyledir hayat.

Böyle olmasaydı ne yazmanın ne de söylemenin bir anlamı kalırdı çünkü.

Bildiğimizi dinlemek de bir o kadar manasız kalırdı elbet.

Ne kadar parlak olsa da renklerimiz, soluk kalırdı birbirinden farkı olmayınca.

İyi ki her mevsimi rengârenk yapan milyonlarca boyamız var.
Ve bu milyonlarca rengimiz her mevsimi bizim için özel kılar.

Tıpkı benim sonbaharım gibi.

Zehra ULUBABA 
Görsel: Yapay zeka ile tasarlandı

BİR YIĞIN BÜYÜMEK

Akşamı bekliyorum herkes gibi nedenini bilmiyorum. Akşamı bekle dediler bana büyüyünce, bekledim ben de. Çocukken bilmezdim akşamları, gün nerede başlayıp nerede bitiyordu umurumda değildi. Bez bebeklerim gözünü açtığı zaman onları yedirir, içerir, oyunlar oynatıp, saçlarını örerdim. Önce onları uyutur sonra kendim uyurdum. Akşam oldu diye değil bebeklerim uyusun da büyüsün diye, öyle demişti annem. "Uyu ki büyüyebilesin."
Uyudum anne... 

Bebeklerim gel zaman git zaman büyüdü. Onları bir yere yolcu ettim. Başka bir çocuğun odasında, başka bir yatakta uyuyorlar. Bense aynı yerimde, hep olduğum yerde ama kendimden çok uzakta... Şimdi görseler tanımazlar beni. Hoş, tanınmak da istemiyorum içten içe. Ardımdan çok az bir tanışıklık bırakmak, insanların hikayesinde kimsenin adını bilmediği bir çiçekçiden fazla yer kaplamak istemiyorum, mümkün mü?
Değil, biliyorum. Ben kendi hikayemin çiçekçisinin adını merak etmiştim bir gün çünkü... 

Büyüyünce güneşi fark eder oldum, yüzüme değmeden hem de, kapalı kapılar ardından... Güneş doğdu dediler, o zaman anladım; insanlar güneş doğunca başlarmış koşturmaya, bez bebekleri uyanınca değil. Sokakta yürürken fark ettim herkes bir yere ait, yoksa neden sabahları güneşin doğduğu yerden başlar, akşamları battığı yerde biter bir insanın koşturması, neden durup bakmaz etrafına bir nefeslik de olsa çekmez içine havayı? Artık ben de çekmiyorum havayı içime, büyüdüm dedim ya. Durakta sıra sıra dizilen o insanlardan biri de benim. Çömelip oracıkta 'hiçbir yere gitmiyorum siz benim yerime de gidin' demek istiyorum. Ama usulca yürüyüp tutuyorum evimin yollarını. Dedim ya büyüdüm.

Havanın karardığını fark ediyorum. Üzerime dumanlar sirayet ediyor, içmeyin şu mereti diyemiyorum, çocuklara bırakıyorum dumana kızmayı. Ayaklarım dönmek istemiyorken dönmem gerektiğini fark ediyorum, nereye bilmiyorum. Akşam olunca evine dönüyordu insanlar ben de evime döndüm. Bez bebeklerini yedirmeden yemeğe oturuyordu insanlar, ben de oturdum. Birey diyordu kişisel gelişim kitapları, herkesten önce kendini sevmeli, kendinin farkına varmalı, kendi konfor alanını oluşturmalı diyordu. Oysaki bezbebeklerim ben olmadan uyuyamazdı, onlar uyumadan uyuyamazdım ben. 

Geceyi fark ediyorum sonra. Herkes odasına çekildikten sonra geliyormuş, sessiz sedasız konuyormuş gözkapaklarına. Uyumana izin vermiyor, kendinle baş başa bırakıyormuş seni. Geceler sanırım sürekli kendimizle baş başa olduğumuzu bilmiyor. Böyle olmaz diyorum, ben senden daha karayım. Herkes ak olduğunu kanıtlamanın derdindeyken geceye bir meydan okumak istiyorum. Merd-i meydan olmaya talibim diyorum. Onca karanlığın ardından bir Ay'ın var senin, milyonlarca yıldızın var, göstermediğin pekçok ziynetin var derinlerinde. Asıl gece benim diyorum. Yıldızlarım da yok, Ay' ım da... Ben senden daha sessiz, daha karayım. Kalemimden dökülen harfler bile senden daha gece diyorum gökyüzüne. Cevap vermiyor gökyüzü, sükûtunu ikrardan biliyorum. Geceyi sığdırıyorum satırlarıma, geceyi sana değil bez bebeklerime yazıyorum. Onlar geceyi görmeden uyurdu hep... 

Zehra TURKAY 
Fotoğraf:Tesnim ÇELİK 

KARANLIK GECELERDE 

Yağız atlar kişneşir
Karanlık gecelerde
Turna, baykuş söyleşir
Karanlık gecelerde

Börtü böcek canlanır
Yorgun gözler kanlanır
Bayrak gökte şahlanır
Karanlık gecelerde

Haydutlar mezar soyar
Ressamlar tablo boyar
Hasretlik içim oyar
Karanlık gecelerde

Şairin gönlü bizar
Efkardan şiir yazar
Her dize olur hızar
Karanlık gecelerde

Düşünce kalbim aşka
Gelmezse ney’im meşke
Napayım söylen başka
Karanlık gecelerde

Osman AKÇAY
Fotoğraf:İkbal Rana BOZKURT 


SEN,MOTOR,LARA

Yeni Yollar

Bir sabah, gün henüz aydınlanmadan, yola çıkmaya karar verdin. Geçmişin yükü her adımda biraz daha hafifliyor gibi hissediyordun. Doğanın içinde, kalbinin sesini daha net duyabileceğini biliyordun.

Bir motorun sesini duyduğunda içindeki özgürlük duygusu artardı. Bu yüzden motorunu alıp uzun bir yolculuğa çıktın. Yolda, hayalini kurduğun ama hiç cesaret edemediğin şeyleri yapma fırsatın olacaktı. Kendini keşfedecek, geçmişinin izlerini silmeye çalışacak, belki de hayatının yönünü tamamen değiştirecektin.

Yol boyunca birkaç kez durup doğayla bütünleştin. Ağaçların huzur veren gölgesinde dinlenip, sessizliğin içinde düşüncelerinle baş başa kaldın. Gözlerinde bir parıltı vardı çünkü bu yolculuk sadece fiziksel bir mesafe kat etmek değil, aynı zamanda içsel bir değişim de vaat ediyordu.


---

Karşılaşma

Bir gün, sabahın erken saatlerinde, dağ yolunun virajlarından birini dönerken yolun kenarında birini gördün. İlk başta bir hayalet gibi göründü; yalnız, sessiz, bir sırt çantası dışında hiçbir şeyi yoktu. Havanın serinliği ve onun yolun ortasında duruşu sende kısa süreli bir şaşkınlık yarattı. Yavaşladın ve biraz yaklaşınca onun bir kadın olduğunu fark ettin. Yüzü yorgun ama gözlerinde bir ışık vardı. O ışık, sanki kendisiyle barışmış birinin huzurunu taşıyordu.

Kadın sana bakarak hafifçe gülümsedi.

"Yolculuk yapıyorsun, değil mi?" dedi.

Gözlerinin derinliklerinde bir şeyler aradığını hissettin, sanki seninle bir şeyler paylaşmak istiyordu ama nasıl başlayacağını bilemiyordu.

Sen de motorundan indin, ona doğru birkaç adım attın.

"Evet," dedin. "Ya sen?"

Kadın hafifçe başını salladı.

"Adım Lara," dedi. "Buralarda kaybolmuş gibi hissediyorum ama belki de sadece kendimi bulmaya çalışıyorum."

Bu sırada bir an, içindeki bir şey seni durdurdu. Lara'nın bakışlarında tanıdık bir şeyler vardı; sanki senin yaşadığın bir yolculuğu ya da benzer bir arayışı anlamış gibiydi.

"Burada yalnız mısın?" diye sordun.

Lara başını sallayarak, "Evet," dedi. "Yalnız kalmayı tercih ediyorum. Belki de yalnızlık, kendini bulmanın en iyi yolu."

Sen motorunun yanına yaslandın ve düşünceli bir şekilde sordun:

"Yalnızlık hakkında ne düşünüyorsun?"

Lara bir süre sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes alarak, "Bazen kendi iç sesimizi duyabilmek için başkalarının gürültüsünden uzaklaşmak gerek," dedi. "Ama yalnızlık, bir tür özgürlük de olabilir. İnsan yalnızken, kendi kararlarını alabilir, kendi yollarını çizebilir."

Gözlerinde bir anlam arayışı vardı.

"Bazen de yalnızlık, bir şeyi kaybetmenin ardından gelir," dedi. "Ama kayıplar da yeni başlangıçların habercisidir, değil mi?"

Bir süre duraksadın, sonra motoruna bakarak, "Sen de binmek ister misin?" diye sordun.

Lara şaşkın ama meraklı bir şekilde sana baktı.

"Gerçekten mi? Ama ben..."

"Yolculuk yapmak, bence özgürlük duygusunu en iyi veren şeylerden biri," dedin. "Belki de bu yüzden motorunla bir yolculuğa çıkmak, yalnızlığı biraz daha hafifletebilir."

Lara düşündü, sonra hafifçe başını sallayarak, "Bunu görmek ilginç olurdu. Belki de yalnızlık, paylaşıldığında daha az ağırlaşır," dedi.

Ve o an, motorun yalnız bir yolculuk olmaktan çıktı.


---

Şelalenin Altında Yıldızlar

Günler süren yolculuğun ardından, nihayet şelaleye ulaştınız. Gecenin sessizliği içinde suyun coşkulu akışı yankılanıyordu. Motorunu kenara çektin, Lara ise biraz uzakta, gökyüzüne bakarak derin bir nefes aldı.

Bu anı hep tek başına hayal etmiştin. Yıldızların altında, sadece sen ve doğanın sesi… Ama şimdi, yanında biri vardı. Hayat seni yalnız bırakmamıştı. Ya da belki de sen, yalnızlığı gerçekten istememiştin.

Lara usulca, "Ne kadar güzel bir yer..." dedi. "Burada olmak insana kendini küçük ama bir o kadar da özgür hissettiriyor."

Sen yıldızlara baktın.

"Bunu hep tek başıma yapmayı istemiştim," dedin sessizce. "Ama hayat izin vermedi… Ya da ben istemedim. Belki de bu, böyle daha iyidir."

Lara hafifçe gülümsedi ama bir şey söylemedi. Çünkü bazı cevaplar, yalnızca insanın içinde yankılanırdı.

O gece, yıldızların altında ikiniz de aynı gökyüzüne baktınız. Ama belki de, aynı düşünceleri paylaşarak ama yalnız olmadan.

Hakan ÖZTÜRK 
Görsel:Yapay Zeka Tasarımı

AZ DERDİN ÇOKÇA ÖZLENDİĞİ

Omuzları ziyaret edilmek istenir dostların
Ellerinizi iyice açın 
Uzun süredir huzursuzdur sevinecek yanlarım
Omuzlarınızı gösterin 
Kaç zamandır yatacak yer aramaktayım
Gösterin, kulaklarınıza hakkımda verilen fermanı
Nerede benim huzur dolu yatağım?

Aşık, uykusunu sevdayla böler 
Tıpkı fakirin sofrasında bölünen somun gibi,
Anneler ölmek için hep çok genç 
Az derdin çokça özlendiği
Herkesin hayır peşinde yarım kaldığı günler gibi.

Kimsenin kardeşi ölebilecek yaşa gelmek için doğmaz
Hayır, hayırsız hükümetler sizin göreviniz yaşatmak değil   
Yaşanılmayacak bir umut için yaşayan herkesi kandırmak  
Benim etim kıymetli diyen kim varsa gözleriyle konuşsun 
Henüz ekinsiz dünyanın vakitsiz şerhi okunmadı,
Okunamamıştı çünkü okunacak olan 
Körlerin gözüne kum serpsen ne fayda 
Çölün ortasında bir dost bekliyor çakıl taşları.

Oğuzhan GÜNEŞ
Fotoğraf:Zehra ULUBABA

BİR KADIN BİR TOPLUM

İnsan topluluklarının eğitim, kültür ve medeniyet seviyelerini doğrudan etkileme becerisine sahip olan kadınlar aynı zamanda o toplulukların yaratıcılığının ve üretkenlik düzeylerinin de ana belirleyicisinden birisidir. Kadınların bu özelliği, kadınlara verilen hak ve özgürlüklerle doğru orantılıdır. İnsan haklarının, özellikle kadın haklarının yaygın olmadığı ve tanınmadığı, kadınların konuda ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü toplumlarda medeniyet seviyesinin oldukça gerilerde olduğu bilinen bir gerçektir. Çağın şartlarına ayak uyduramayan gerek ekonomik gerekse eğitim kültür alanında geri kalmış medeniyetlerde kadınların özgür bir insan olmadığı, başlı başına bir insan ve beyin olarak algılanmadığı, erkeğin bir adım gerisinde olması gerektiği ve varlığının sadece erkeğe hizmet olarak değerlendirildiği gözlemlenmektedir. Bu toplumlar, kadını sadece çoğalma vasıtası olarak görmekte, erkek sus dediği zaman kadının susması gerektiğine inanılmaktadır. Bu da kadına yönelik şiddete, baskı ve hak ihlallerine sebebiyet vermektedir. Aynı zamanda toplumsal barış ve sosyal gelişim sekteye uğramaktadır. Dayatılmış kurallar, yapılan baskılar ve haksızlıklar, öğretilmiş korkular bir kadının hayatını kararttığı gibi bir toplumun da medeniyet yolunda ilerlemesine engel olacaktır. Medeni bir toplum olabilmenin gerektirdiği bilinç düzeyini yakalayan insan topluluklarında kadına verilmesi gereken temel haklar özgürlükler ve değerler verilmiş olup, toplum olarak kadın hakları ve özgürlükleri adına kadınların hep yanında olunmuştur. Eğitimli, kültürlü, özgüvenli olan, hak ve özgürlüklerini maksimum derecede kullanan kadınların egemen olduğu toplumlarda hoşgörü içerisinde, refah bir şekilde yaşam sürülmüştür.  
       İçerisinde yaşadığımız toplum bir bütündür ve kadın bu bütünün parçasından ayrı tutulamaz. Ümmetin yarısı olarak da addedilen kadın ait olduğu toplumun adeta yapı taşı ve kilit noktasıdır. Toplumun ihyasında emeği eseri ve varlığı ile inkâr edilmemesi gereken kadın o toplumun geleceğidir. Türk ve İslam coğrafyasında kadın, çocukları için ilk yön gösterici, temel aile eğitimini veren bir öğretmendir. Kadın toplum içerisinde öncelikle bir anne olarak ve çocuklarını Türk İslam ahlakı ile yetiştirmekle yükümlü kılınmıştır. Bu yükümlülük bir nevi kadınların cihadıdır. Bu cihad kadınların evlatlarını, rabbimizin emreylediği şekilde korumak ve yetiştirme cihadıdır. Kadın bir toplumun geleceğini şekillendiren bir mimardır. Bir ümmetin bakası o kadının çocuklarına verecek olduğu ilk eğitimle yakından ilgilidir. Aile içerisinde eğitim neferi annedir ve ailede eğitimini tamamlayamayan çocuk gerek kendi nefsine hâkimiyette gerekse vatana hayırlı bir evlat olma yönünde yetersiz kalacaktır. Kadının yüksek ahlakı, mümtaz kişiliği yükselmesi ümmetin de yükselişini ifade etmektedir. Kadının her şeyden önce yüce yaradana ardından kendisine, evine, eşine ve topluma olan vazifeleri bulunmaktadır. Yüklendiği emanete sahip çıkmakla yükümlü kılınan kadın yaratanın emir ve buyruklarına riayet ederek gerek kendisini gerekse çocuklarını yetiştirmek zorundadır. Kadın yuvasını takva ile inşa ederken kimliğine ve yaradılışına yakışır bir şekilde her türlü müsrif davranıştan uzak kalarak ev geçindiren aynı zamanda kocasından sorumlu olan ve kocasına kol kanat geren bir varlıktır. Buradan da anlaşılacağı üzere kadın toplumsal yaşamda bir öğretici aynı zamanda bir koruyucudur.  
         Modern toplumlarda kadınlarımız çalışma ve sosyal yaşamda daha aktif rol almaya başlamış adeta o toplumun mihenk taşı haline gelmişlerdir. Türk tarihine de bir göz atarsak tarihimizin en eski dönemlerinden bu yana kadınlarımız toplumsal yaşantımızın odak noktası içerisinde olmuşlardır. Kadınlar, sahip oldukları hak ve özgürlükleri ve tüm kazanımlarını erdem ve fazilet potasında eriterek kendilerini ait oldukları toplumun ihyasına adamışlardır. Şanlı tarihimizin her sayfası Türk kadınının eşi, ailesi, ülkesi ve milleti için yaptığı fedakârlıklarla doludur. Türk kadını binlerce yıllık örf, adet ve kültürel birlikteliğin kendisine vermiş olduğu güçle vatan savunmasında hiçbir fedakârlıktan çekinmemiş, nice kahramanlığa imza atarak adeta tarih yazmışlardır.
Toplumların maneviyatına da tesir eden kadınlar büyütme yetiştirme vasıflarının yanı sıra gönüllerindeki sevgi ve şefkati karşılık gözetmeksizin insanlara sunmaktadır. Kadın doğası gereği sevgi kavramıyla gönül hükümdarı olarak addedilmektedir. Kadın saflığa, merhamete ve rahmete tekabül etmektedir. Kadınlar ruhlarına bahşedilen nezaket, zarafet olgusunu yaşadıkları topluma aksettirerek toplumun kabuğunu değiştirmektedir. Kadın şefkatin ve merhametin simgesidir. Milli ve manevi hasletlerimizin nesilden nesile aktarım kaynağıdır. Aileden başlayarak topluma insan olma hakikatini ve değerini aşılayan kadın aynı zamanda usta bir öğreticidir. Geleneksel aile hayatımızda çocuklarımızın yetişmesinde emeği asla yadsınamayacak olan kadınlarımızı onları beşikten mezara kadar koruyup, kollamakta ve geleceğe hazırlamaktadır. Yarınımızı teşkil eden bugünün çocuklarını, örf adet ve geleneklerimize bağlı iyi birer bireyler olarak yetiştirenler hep kadınlarımızdır. Dolayısı ile kadın toplumu dönüştüren, topluma kişiliği ile şekillendiren, ülkenin istikametine yön verendir. Bir toplumda kadın saliha ise o toplum salih bir toplumdur. Kadının fedakârlığı, kıvrak ve duygusal zekası da içinde yaşadığımız toplumu dengede tutmuştur. Türk ve İslam tarihine bakıldığında kadının cefakârlığı fedakârlığı sabrı ve özverisi de ortaya çıkmaktadır. Kadın denildiği an akla Hazreti Hatice’nin cefakârlığı gelmelidir. Hazreti Ayşe’nin bilge kişiliği ve yön verme vasfı akla gelmelidir. Kadın denildiği an Hazreti Hacer’in çocuklarına
su bulabilmek amacıyla Safa ve Merve arasında koşturması akla gelmelidir. Necip milletimizin şanlı tarihinde birçok kadının devlet yönetimini doğrudan etkilediği bilinen bir gerçektir. Yakın tarihimizde Kara Fatma, Nene Hatun gibi kadın kahramanlarımızın kurtuluş mücadelesinde etkin rol oynadığı ve bu kahramanlıkların savaşın seyrinin yönünü değiştirdiği de aşikârdır. Kurtuluş mücadelesinde her türlü yokluğa ve imkânsızlığa rağmen cepheye koşan ve bu mücadeleden yüz akıyla çıkan Türk Kadını, bundan sonra da tarih yazacak güce ve kudrete muktedirdir. Adlarını tarih sayfalarına kazıyan kadınlarımız günümüze de ışık tutmakta ve günümüz kadınları da bu yolda kendilerine bırakılan bu ışığı benimseyerek yaşantılarına yön vermektedirler.  
          Kadın, aileden başlayarak hayatımızın her alanında ve her aşamasında söz sahibi ve belirleyici bir vasfa sahip olmuştur. Elde ettiği hak ve kazanımlarla ekonomiden siyasete, eğitimden sağlığa her alanda söz sahibi olan kadınlarımız donanımları ve liderlik vasıflarıyla da büyük başarılara imza atmışlardır. Kadınlar girişimci bir ruhla gerek bireysel gerekse toplumsal yaşamda üretkenliği ve duyarlılığı temsil ederek o topluma katkı sağlamaktadır. Çalışma hayatımızın gizli kahramanları olarak da addedilen kadınlar, toplumları şekillendirerek, huzurlu, mutlu ve sağlıklı bir toplumun teminatı haline gelmişlerdir. Bu bağlamda kadınlar bu üstün vasıfları ile toplumsal hayatta önemli roller üstlenmişler ve ait oldukları toplumları ihya etmişlerdir. Sonuç olarak kadın bir aile, bir şehir, bir toplum ve bir millet adına her zaman artı bir değer olmuştur. Toplumsal yaşantımızın tüm alanlarına etkin bir şekilde katılarak varlıklarıyla bizi onurlandıran, bizi biz yapma yolunda gönüllerindeki sevgi ve merhameti hiçbir beklenti duymadan bizlere sunan kadınlarımıza gereken değeri vermek ve onları baş tacı etmek hepimiz üzerinde bir buyruktur. Onlara vereceğimiz değer, uygar bir toplum oluşumuzun da göstergesi olacaktır.  

İbrahim ŞAŞMA

ZALİMİZ EY DÜNYA 

Yıkılıyor birer birer insanlık
Çığlık çığlığa koşuyor çocuklar
Duvar dibinde sinmiş gözyaşları içinde
Sorsak bilmez ya, yaşını,
Belki üç belki de dört…
Annesi yok artık ne de babası
Şehid olmuş bir enkazın altında
Yine de gülümsüyor o çocuk
Direniyorum, burdayım, vazgeçmeyeceğim…
Haykırıyor dünyaya
Elinde bir parça ekmek
Belki de ne zamandır tutuyor, bırakmıyor
Kıyamıyor da yemeye…
Şimdi gözyaşları içinde bakıyor göğe
Belki bir ah ediyor yağan karın üşüten beyaz rengine
Halbuki kar sevinçtir, Rahmettir başka diyarda
Burda ise ayazdır, ölüm soğuğudur
Bu yüzden o ışıldayan beyaz kara bile
Kara bir ölüm lekesi değer
Kırmızı bir kan…
Daha masumiyetinin doruklarında olan bu evlatlarımıza
Kurşun sıkan ana babalar var…
Ellerindeki parayı yatırıyorlar düşmanın bankasına
Alıyorlar o zehirli mallarını ve susarak söylüyorlar
Derin bir vurdumduymazlıkla
Öldürün kardeşlerimizi…
Biz, görmeyiz yaşadığınız zorluğu
Biz gafil ve sefil hayatımızı yaşamakla meşgulüz
Ölüm kapımızı çalana,
Düşman yanımıza varıncaya kadar
Anlamayız, düşünmeyiz
Bakmayın adımızın insan ya da Müslüman olmasına
Aslında bir timsahtan daha zalimiz ey dünya...

Derya TURKAY 
Fotoğraf:Merve AKDUMAN 

NESİLLERİ OLUŞTURAN ASIMLAR 

Biten her gün, önündeki günlere gebedir aslında. Bu süreç doğanın fıtratına işlenmiş nazende bir sakinlikle olagelir ve sen şaşırıp kalırsın bu muhteşem düzenin gereğince işlemesine. 
Kıymetli olmaya layık olan insanın emrine amadedir bu düzen ve insandan beklenen tek bir şey vardır aslında:
"Ne bu düzenin kölesi ol, ne de bu düzeni bozan."

Zaman insanın hayatına serpilmiş darı misali, nice kıymetli nesillerin doğuşuna müstahak.

Kıymetli nesiller...

Kendini bilen, ilmini bilen, hakkı konuşan, hak yolunda giden, yükü sırtlanan, öncü olan ve değerleriyle hayatlarına yön veren nesiller... 
Topluma ve gelecek kuşaklara yön verecek olan bu kıymetli nesillerin günümüzdeki yansıması nasıldır?!
Öyle ki derin ve bir çok duygu karmaşasını bir arada bulunduran, derya deniz misali nesilleri oluşturacak asımlar hangi ahvaldedir?! 

Ahvali sefalet içindeki süreci yönetecek olanların asımlar olması en büyük temennimir.

Dert edindim ben gördüğüm şeyleri, ben de iz bırakan bazen de yarı açan şeyleri dert edinirim. Hele de mevzu gençlerse daha bir hüzün kaplar çehremi. 
İçinde bulunduğumuz zamanı, nefsani arzu ve heveslerinin kölesi yapan gençlere üzülürüm. 


Insanlığın çivisi çıkmış dediğimiz noktaya geldik belki de, artık hiçbir şey bizi şaşırtmıyor, sıradanlaşma bataklığına sürüklenmişiz. Kalbimiz duygularından bağımsız, aklımız iradesinden uzak vicdanımız bambaşka zihniyetlerin sesi ile hareket ediyor... 

İşte bu yüzden nesilleri oluşturacak asımlaradır duam. Umudum, hevesim, gayretim, toprağımı yeşertecek olanlar, 
o bir avucun artmasıdır duam, temennim, 
öfkem ise tüm bu yaşanılanları normalleştiren zihniyete....
 
Edep, haya ve zerafet timsali olan nesilleri oluşturan asımlaradır duam. Kimlik ve değerlerini kıymetlendirecek olan Mümtaz şahsiyetlere... 
   

Kıymetli bir hocamın şu sözleri beni çok etkilemişti yeryüzünde helaka uğrayan toplumların helak sebeplerinin günümüzdeki yaşama intikal etmesi Bir Hayli hüzünlendirir beni... 


Anlam dünyalarını anlamamız gerekiyor, anlam dünyalarını şekillendiren şeylerin farkına varmamız gerekiyor. Günümüz materyalist dünyasında insanları bireyciliğe özendiren yaşantının gençlere yansımasıyla doğacak olan durumları erkenden mevzu haline getirmek, sürecin ciddiyetinin farkına varmak ve bunu umursamak gerekiyor. Bir koca nesil, bu gidiş nereye?! 

  Özellikle de gençlerin tam da anlam arayışlarında oldukları vakit, hemhal oldukları şeyler neler ve bakış açılarını oluşturan, değerlerini ve kimliklerini inşa eden faktörlerin neler olduğunun bilincinde olmak belki de en zor ama en önemli vazife olarak yer alıyor. 


Her yeni bir gün daha yeni şeyleri beraberinde getiriyor, arkada bırakılanlar nahoş şeyler olduğu gibi kıymetli olanlar da yer alıyor, üzünülen nokta, tam da burası... 
Gelişmeler, ilerlemeler, yenilikler hakiki ve doğru olana taviz vermemeli! 
Çünkü evrensel olan değişmek kadar kıymetli olan kimlik ve değerlerimizdir de. 
Bir zihniyet kolay kolay değişmez, değiştirilemez. Lakin inşaa süreci de bir o kadar meşakkatlidir. İşte bu yüzden belki bugün 'nesillerin asımlarına' nice fedakarlıklarda bulunalım ki önümüz baki olsun. Vesselam. 

Zehragül GÖLCÜK 
Fotoğraf:Muhammed Baran ASLAN 

KANGREN OLUYOR MUTLULUĞUM!

Yazmak isteyip de yazamadıklarım
Bağışlayın beni bağışlayın!..

Mevsimlerin aklı mı karıştı
Ya erken geliyor yahut geç!..

Hayat bana mı kurmuş tuzaklarını
Rahat bir nefes alamıyorum!..

Sılamı çok özlüyorum anne
Kalbimi yakıyor hicran ateşi!..

Yaralarım iyileşmiyor, üzgünüm
Kangren oluyor mutluluğum!..


Hızır İrfan ÖNDER 
Fotoğraf:Merve AKDUMAN 

YÖNELMEK 

İçinde bulunduğumuz varlık hiyerarşisinde insan; öğrenen ve öğreten üzere şekillenen, malumatlar armağan edilen bir öğreticidir. 
Fıtratına yüklenen formattan bireysel ve toplumsal akışta kalan şahsiyettir. 
Evren onun için yol iken kendisi yolun yolcusudur. Bu yolda nice badireler, yokuşlar, düz ve engebeli yerler var. Yolcu yön bulmak için pusula arar, ibresi sağlam olan bir kadran. Çünkü zaman onun en kıymetli tükenen sermayesidir. 
Hareketinin hızının yavaşladığının ve durduğunun farkına varmak için.
Bu gidişler, dönüşler, yönelişler... Nereye sorusunun yanıtı aramak...
Yerini bulup isabet ederse varılacak amaçlar, ab-ı hayatı kazandırır ölümlü insana.
Global dünyada gidişatlarımız hiç iç açıcı görünmüyor. Hazların zevklerin, arzuların, isteklerin tavan yaptığı günümüz hezeyandadır.
Bir toparlanmamız lazım. Biz kendimizi yönlendirmeyince başka komutalara emir telakki ettik. Yönelmekten ziyade hep yönlendirildik.

Halbuki insan içinde bulunduğu anın esiri değil sahibidir. İkram edilen hür akıl, irade kabuğundan çıkmayı bekleyen bir cevher nüvesidir.
 Duygu ve düşüncelerini kalburdan elerse, eski yeni yaşanmışlıklarından elbet varılacak nişangah hasıl olacaktır.
Teknoloji çağında aceleci, sabırsız, tahammülsüz birer obje durumundayız. Ani karar verişlerimiz, antrenman yapmadan sahaya çıkan koşucu gibiyiz. Bir toz bulutu kaldırıyoruz, her nereye savrulduğu belli değil. Rastgele iniyor bulunduğu yere hüzün ve sevinçlerimiz...
Bu hayatta yavaşlamak lazım belki de durmak. 
Öz denetimden uzak tercihlerimiz; yoruyor, bunaltıyor, acı veriyor ruhumuzdan bedenimize...
Tüm yönlendirenlere kulak tıkayarak, öz benliğinin ayağa kalkması ,bir duruş, bir yön bulması elzemdir. 
Ben kimliğini okuyup, kalbi selim oluncaya kadar araştırmak, öğrenmek gibi düsturu olmalı insanın.
Kendin olmak için! Yönünün kararını kendin vermek için!
Verdiğin kararlar seni geliştiriyor, büyütüyor, önünü görmen de yardımcı ise sen yönetilen değil yöneten olmuşsun demektir. 
Hayatına en iyi yönü sen verirsin. Geçmişinden aldığın dersler, öğrendiğin veriler, önündeki anın detayında kendini gösterecektir. 
Vakti belli olmayan anlar gelmeden yönel kendine ve üstesinden gelemeyeceklerini bırak kendi haline...
O yolunu gösterir sana...

Sultan GÖLCÜK
Fotoğraf:Yaren KASIMOĞLU 

SEFERİ 

Bilmem ki ben yolu,
Götürüverir nereye,
Anlatır hikayeleri,
Asırlardan kalmış. 

Kalan bu hikayeler,
Yaralarmış bizleri.
Usulca yaklaşır bizden gibi,
Acılarımızın ta kendisi.

Acılarımızın izleri,
Etkilemiş her yeri,
Dalgalandırmış yolun üstündeki,
Dereleri, çayları, göletleri.

Bu toprağın yoktur öyle,
Acıya merhem gibi,
Bir anne şefkati,
Ne de merhamet gösterisi.

Şimdi size sorarım,
Üstlerindeki ahali,
Bize ödeten bedeli,
Bizden biri?

Yargılanır sözlerim,
Adil mahkemelerde,
İsyan sesleri ardında,
Kesin emirlerle beraber.

Yargılarsın beni sen de,
Bırakamazsın eksik,
Tutmak istersin ellerimden,
İzin vermez kendiliğinden. 

Ben tek kalıverdim,
Bu acının diyarında,
Ödüyorum olarak bedelini,
Yola düşmüş bir seferi.

Muhammed Batuhan YELİ 
Fotoğraf:Esma ALAN

YAĞMUR

Koyu bir karanlık çökmüş üstümüze
Bastırdıkça bastırıyor.
Göz gözü görmüyor,
Yüz yüzü tanımıyor,
Herkes dalmış kendi âlemine
Kimlikler önemsiz, “benlikler" özne.

Hissizlik çölünde sürüklenip gitmekten
Merhamet silinip gitmiş yüreklerden,
Göz pınarlarının kesilmiş suyu
Vicdanlar kuru, duygular kupkuru.
Akmıyor artık coşkun ırmaklarımız,
Ötmüyor kuşlar viraneye dönen bahçelerde.

Her yerde kan, her yerde gözyaşı
Arşa ulaşan mazlumun ahına karşı,
Kulaklar tıkalı, gözler kapalı.
Merhamet;
Bir bebeğin gözlerinde hapsolmuş,
Bir annenin kanayan yüreğinde kor olmuş.
Anlamak, anlaşılmak hayal olmuş
İnsanlık yalan olmuş, ziyan olmuş.

Gözler semada, bakışlar mahzun

Günahların ağırlığı ezerken ruhları,
Mevla’ya yönelmiş gönüller meftun.
Eller duada, diller duada
O yalvaran kullarını çevirmez asla.
Bir haber bekleniyor göklerden, bir muştu
Önce kalpleri sonra bütün kâinatı,
Kirlerden arındıracak bir can suyu.  

Yağ yağmur; rahmetinle, bereketinle yağ!
Yağ ki temizlensin bütün kötülükler.
Sona ersin acılar, üzüntüler…
Kirli vicdanlara, kirli zihinlere yağ!
Filizlensin yeniden ümit tohumları
Zemheri ayazda açsın kardelenler,
Yağ ki ab-ı hayatınla tazelensin ruhlar
Rahmet damlaları söndürsün
Yürek yangınımızı ebediyete kadar.

Bahçelerimiz baharla dolsun,
Gönüllerimiz gülistan olsun,
Rahmetinle, bereketinle yağ!
                                                   
Fatma ŞİMŞEK
Fotoğraf:Zehra ULUBABA 

UMUT FİDANI 

Yorgunluğunu anlıyorum, uykunun gelmesini, belinin bükülmesini anlıyorum.. Ama dünya için bu kadar uğraştığın bir çağda ahiret için de hiç olmazsa dünya kadar uğraşacak gücün, imanın yok mudur? İki kanat olmadan nasıl yükseleceksin semaya, sonra nasıl sözüm ona cemâle talip olacaksın.. Senin talip olduğunla layık olduğun çok farklı yerlerde demezler mi? Rasulullah o kadar ayeti kalbine kazırken, tüm vahyin ağırlığını taşırken, yağmurdan kaçıp bu şemsiyenin altına girmek, zor mu geldi, demezler mi? Sana zulmetmek değil amacım.. Razı olunmuş kul etmek.. Nefsini imana getirmek.. Sen istiyorken yapmak kolay, istemiyorken yapmazsam, “Nefsini mi ilah edindin demezler mi?” (Casiye, 23) Görüyorken gözlerin, bakabildiğin kadar bak.. “Yarın mahşer gününde kör kalkınca, ‘Beni unutanı ben hatırlar mıyım?’ demezler mi?” (Taha, 124) Kıyamet de kopsa bir fidan dik diyen Efendim'e (s.a.v), “Ektiğim fidanlar yeşerdi mi?” desen, sevinmez mi?

Funda ATEŞ 
Fotoğraf:Melike GÖKDUMAN 

---

Geçen Ayetler:

1. Taha, 124. ayet:
"Kim Ben'im zikrimden yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz."


2. Casiye, 23. ayet:
"Nefsinin kötü arzularını kendine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Allah onu bir bilgiye göre saptırmış, kulağını ve kalbini mühürlemiş, gözlerine de perde çekmiştir. Allah’tan sonra artık onu kim doğru yola getirebilir? Hiç düşünüp ibret almaz mısınız?"


3. Fecr, 28. ayet:
"Sen O’ndan râzı, O da senden râzı olarak Rabbine dön!"

İSTANBUL UYKUDAYDI

Büyükayı daha ayaklanmamıştı karanlık ininden.
Dökmemişti eteğinden küçük cezve iftarlık sözlerini.
Düşlerim taşıyordu tuluğumdan, yelkensiz gemiler batıyordu.
Kavgalarım nedensiz çıkartmıştı beni karamsarlığın darağacına.
Biçare evsizler sırdaşım, akşamcı balıkçı rehberim olmuştu.
Düğümleniyordum esaretin kollarında, ayağım çukurda, İstanbul uykudaydı

Küskün cemre daha düşmemişti bebeklik beşiğinden.
Açmamıştı toprağından yaslı begonviller nazarlık gözlerini.
Yalnızlığım kırbaçlıyordu sırtımdan, pusulasız abdallar bağırıyordu.
Talihim zamansız saplamıştı beni çözümsüzlüğün batağına.
Hatıralı vapurlar umudum, başıboş tramvaylar kederim olmuştu.
Boğuluyordum çaresizliğin sularında, ilmiğim boynumda, İstanbul uykudaydı.

Sakarmeke daha vurulmamıştı damızlık yüreğinden.
Silkelememişti üstünden bıyıklı sumru mühürlük özlemini.
Bitkinliğim akıyordu damarlarımdan, erdemsiz düşünceler satılıyordu.
Arayışlarım apansız sokmuştu beni şüpheciliğin sapağına.
Gelinlikli erguvanlar dinginliğim, vazifeli ıhlamurlar suskunluğum olmuştu.
Direniyordum vazgeçmenin yamacında, kefenim sırtımda, İstanbul uykudaydı.

Ebruli Mikail daha dağıtmamıştı mutluluk ekmeğinden.
Üflememişti ciğerinden davetçi İsrafil ahiretlik nefesini.
Cenazem geçiyordu önümden, hüseyni selalar okunuyordu.
Endişelerim ecelsiz yollamıştı beni tükenmişliğin mezarlığına.
Çocuksu sevaplarım dostum, erkeksi günahlarım düşmanım olmuştu.
Süzülüyordum ölümün kıyısında, Azrail kapımda, İstanbul uykudaydı.

Şu Tepe Pullu Tepe Eşliğinde….
Ergül ERDEM
Fotoğraf:Yaren Kasımoğlu

TEK ÇARE

Dünya dedikleri gelir geçer bir handır 
Bir gün bitmez mi sandın
Yok o eskilerdeki gibi ömür 
Sığdırdık 60 yıla 
O da meçhul kim bilir nerede bekler bizi

Alaca karanlığın ortasında kapkaranlık geceler 
Bir sen ve bir de seni YARADAN
Ömür dediğin böyle değil mi ?
Buldun mu o gecede gerçek aşk ı işte o zaman 
Ölüm de güzel ömür de...

Ya Rabbi buldur de bulayım seni 
Neyleyeyim sensiz geçen ömrü 
Vallahi başka çıkış yolum yok
Bırakma ellerimi...

Sümeyye

CESEDİMDE MOR BİR SIZI

‘Geçmiş zamanın hatrıyla yerinden kımıldamaz
Gölgeler düşer alnına; o bir adım geri atmaz!’

kanıma bulaştırdığım kelimelerimle bir ikindi sonrası  
ok atımı vuruşlar dizginler rıhtımları
kimse anlamasın
kargalar selamsız bıraksın
ben ve senden başkası
işitmesin asırlardır
küllerle çerçilerle çimenler
bir dolunay vurunca seyrine  
o zaman hatırlasın
yangınımı

bozuk bir saat  
bitkin ve paslı
alelade  
bıçak gibi kesmiş tüm ceriham
serapa  
yanisi baştan sona
cesedimde mor bir sızı

Mehmet Ali YILMAZ
Fotoğraf: Yaren KASIMOĞLU


Yorumlar

Popüler Yayınlar